Seçimlerde Dijital Bir Manipülasyon Olabilir mi?

FacebooktwitterpinterestlinkedinmailFacebooktwitterpinterestlinkedinmail

Türkiye 28 Mayıs Pazar günü Cumhuriyet tarihinde bir ilki yaşayacak: 2. tur seçim. Bugüne kadar en çok Fransa seçimlerinde duyduğumuz 2. tur seçim kavramı bizim de gündemimizde artık.

1. tur öncesinde öncesinde dengeler, ittifaklar, sloganlar, montajlar, şantajlar havada uçuştu. Umarım seçimin sonu ile beraber kamuoyuna verilen mesajlar da bir yumuşama ve normalleşmeye dönülür yoksa nefret dilinin ve bölünmenin ön plana çıktığı, farklı ortamlarda silahlanma çağrılarının bile yapıldığı bu iletişim ortamında kazanan ya da kaybeden için olumlu bir sonuca ulaşmak mümkün olmayacak.

Hazır iletişim ortamı demişken, seçim ve yeni iletişim ortamlarına dair birkaç saptama yapmakta fayda görüyorum. Bu seçim dönemi içerisinde, faal olarak gazetecilik yapan eski öğrencilerimizin gazeteleri için bana sorduğu sorulardan küçük bir yazı derledim ve 2. tur öncesi sizlerle paylaşmak istedim, zaten uzun bir süre de seçimlerle ilgili yazı yazacağımı düşünmüyorum bundan sonrasında.

Kritik seçimlerde kişisel veriler, seçimlere müdahale aracı olarak kullanılabilir mi?

Bu soru aslında çok anlamlı değil, zira kullanılmışı var. Büyük veri üzerinden kişilik profili çıkararak, kişiye özel manipülatif içerik üretme konusunun daha önce farklı coğrafyalarda ve farklı ülkelerde kullanıldığını ve işe de yaradığını okuduk, seyrettik ve gözlemledik. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki seçimler sırasında kişisel verilerin kötüye kullanılması ve seçimlere müdahale edilmesi gibi manipülasyonlar dünya genelinde yaygın bir sorun haline gelmiş durumda. En temelde bu durum demokratik süreçleri zayıflatıyor ve otokratik rejimlerin fazlalaşmasına yol açıyor. Bu tür manipülasyonlar, seçim sonuçlarını etkilemek için sahte haberler, yalanlar veya manipüle edilmiş veriler gibi yanıltıcı içeriklerin yayılması ile gerçekleştiriliyor. Bu manipülasyonlar farklı amaçlara yönelik kullanılabiliyorlar. Örneğin, kısa vadede bir seçmenin kararını değiştirmek, a partisi yerine b partisine oy atmasını sağlamak çok kolay gerçekleşecek bir hadise değil. Ama, sandığa giderse a partisine oy verecekmiş gibi görünen tereddütlü seçmenin sandığa gitmekten vazgeçmesini sağlamak çok daha kısa sürede gerçekleştirilebilecek bir durum. Bunun en güzel örneklerinden birini, 2016 ABD seçiminde Hillary Clinton’a oy vermesi muhtemel ama yine de bazı çekinceleri bulunan siyahi seçmenleri sandıktan uzak tutmaya çalışan mesajlar da görmüştük. Farklı bir örneği, kişilik özelliklerinde aşırı hayvanseverlik ve demokratlara oy verme eğilimi olan seçmenlerin, demokrat bir adayın hayvanlara şiddet uyguladığı konusunda yalan haber içeriğiyle hedeflenmesinde görmüştük. Bunlar yine mikro hedefleme, ciddi manipülasyon içeren konu başlıkları, bakın manipülasyon olduğunu neredeyse anlayamadığımız içeriklerle de karşılaşıyoruz  seçim süreçlerinde. Örneğin bir partinin milletvekili adayının bir TV programına  katılacağını sizin tamamen kişisel bir veriniz olan cep telefon numaranıza gelen bir SMS ile  öğrenebiliyorsunuz. Aday sizi nereden biliyor, tanıyor, cep numaranıza ulaşmış hiç bir fikriniz yok, hatta adayın partisine oy vermeyi bile düşünmüyorsunuz. Bu aslında bir haksız rekabet ve kişisel verilerin bir taraf lehine kullanılması ama bunu bir ihlal olarak bile düşünmüyoruz. Verilerimiz o kadar farklı mecralarda ve amaçla kullanılıyor ki bu SMS seçmene masum bile geliyor.

Türkiye’deki seçimler için “seçmen manipülasyonu” diyebileceğimiz bir şeyi gözlemleyebiliyor muyuz?

Seçmen manipülasyonu, seçmenleri yanıltmak veya etkilemek için kullanılan farklı yöntemleri içeren bir terim. Bu yöntemler arasında yanıltıcı bilgilerin yayılması, baskı ve tehdit gibi taktikler, seçmenlerin bilgiye erişimini kısıtlama ve diğer manipülatif davranışlar yer alabilir. Bununla ilgili bir Cumhurbaşkanı adayının yakın zamanda bir çıkışı oldu. Bizzat Cambridge Analytica ismini kullanarak bir manipülasyon çabasına dikkat çekti.

Burada bence önemli hususlardan biri dijital mecralardaki denetleme ile alakalı. Türkiye’de seçimleri düzenleyen mevzuatın önemli bir bölümünü 1980’lerde hazırlanmış yasalar oluşturuyor. Bu yasalar çerçevesinde propaganda yayınlarıyla ilgili TV ve radyo yakından izleniyor. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) Mart ortasında yayımladığı propaganda dönemi esasları ve yayın ilkeleri ağırlıkla TV yayıncılığına odaklanmış durumda. Oysa seçim düzenlemelerinde “sosyal medya ve dijital pazarlamanın etkisi”nin fazlasıyla göz ardı edildiği görülüyor, bu da akla manipülasyon olabilir mi sorusunu getiriyor. Ortada dolaşan siyasi partilerin reklam harcamaları ile ilgili rakamlar Facebook, Instagram, YouTube gibi mecralara adayların ve partilerin hatırı sayılır harcamalar yaptığını gösteriyor. Reklam herkes yapabilir bunda bir sorun yok. Önemli olan hedeflemelerin nasıl yapıldığı? Belirli verilerin analizi sonucu, etnik farklılıklar üzerinden, mülteciler üzerinden veya toplumdaki gergin sinir uçları üzerinden hedeflemeler yapılabilir. Bu da çok ciddi bir manipülasyona yol açabilir. Aslında, Türkiye’de kişisel verilerin kaydedilmesi 2004 yılında suç sayıldı ve 2010 yılında anayasanın 20. maddesine bir fıkra eklenerek kişisel veriler, “özel hayatın gizliliği ve korunması hakkı” kapsamında anayasal güvence altına alındı. Düzenlemelere göre kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebiliyor.

Ancak sosyal ağlarda kişisel verilerin reklam için kullanılmasına yönelik açık rızanın oluşumu çok tartışmalı bir konu, zira örneğin Meta, kullanıcılarının Kullanıcı Sözleşmesi’ni kabul ettiklerinde reklam almayı kabul ettiklerini savunuyor. Bu durumda çıkan sonuç ne siyasi partiler ne Meta ne de benzeri platformlar bu verileri işlemek için kullanıcıların rızasını almıyorlar veya aldıkları konusunda kullanıcılar bilinçli değil. Bu nasıl çözülür derseniz çok zor bir konuya parmak basmış olursunuz. Çok derinine girmeden, yargı, Bilgi Teknoloji Kurumu (BTK) ve KVKK’nın tarafsızlığı ve bağımsızlığı sağlanırsa bu konularla da baş etme şansı yakalanabilir diyelim şimdilik.

Seçmenlerin önüne manipüle edilmiş içerikler düşürülse bile, seçmenin iradesinde doğrudan bir değişim bekleyebilir miyiz?

Teorik olarak, kişisel verilerin açıkta durması, bize karşı kullanılıyor olması,  davranışlarımızın manipüle edilmesi, tercihlerimizi özgürce kullanabilmemiz hususunda büyük bir tehdit.

Farklı amaçlarla kurulmuş olsa da, sosyal platformlar,  artık bir  silah olarak kullanılabiliyor ve insanların güdüleriyle oynanarak kullanıcılar kutuplaştırılıyor. Dünya üzerinde tüm veri toplayan teknoloji şirketleri otoriter rejimlere isteyerek veya istemeyerek hizmet ediyor. Bu noktada, veri haklarının çok önemli bir insan hakkı olarak tanınması ve günümüzde olduğundan çok daha fazla korunuyor ve güvenlik altına alınıyor olması gerektiğini düşünüyorum.

Bunları söyledikten sonra, doğrudan bir değişim beklemeli miyiz sorusuna gelelim. Bilinçli, kararlı bir seçmen için bu söz konusu değil. Çok radikal ve sarsıcı bir söylem olmadıkça bu noktada kanaat değişmez. Ancak özellikle bol ittifakın olduğu ve bu ittifakların içinde aslında aşure gibi karmakarışık ideolojilerin bulunduğu bir sistemde kararsız seçmenleri etkilemek, onları çok rahatsız edici söylemlerle sandıktan uzaklaştırmak söz konusu olabilir. Bazı siyasetçilerin kutuplaştırıcı  ve ayrıştırıcı dili bu tip manipülasyonlara da hizmet edebilir. Etnik köken üzerinden yapılan sert konuşmalar, din sömürüsü içeren hamasi söylevler veya LGBTQ+ ve benzeri gruplar üzerinden yürütülen meydan konuşmalarının kullanımı her ne kadar kararlı seçmen açısından çok önem taşımasa da bazı kesimlere etki edebilir. Açıklanan kamuoyu araştırmalarına göre alınacak oy oranlarının yakın seyrettiği bir seçimde de bu tip manipülasyonlar farklılık yaratabilir.

Yazıyı aynı çatı altında oğlumla yaşadığım bir örnekle sonlandırmak istiyorum. Seçimlerin ilk turundan önce oğlumla yan yana otururken bana bir tane bile Ata ittifakı adayı Sinan Oğan ile ilgili mesaj, video, içerik ulaşmazken, 20 yaşındaki oğluma sürekli bu adayın içeriklerinin geldiğini fark ettim. Tabii ki bu algoritmayla ve hedeflemeyle alakalı ancak özellikle ilk defa oy kullanacak genç seçmeni etkilemek ve belirli mesajları vermek açısından doğru bir politika. Tabii ki bu bizim evde gözlemlenen durumdu, yan dairede de bu durum farklı partilerin adayları ve içerikleri için söz konusuydu.

Ezcümle satın alma tercihlerimizi etkilerken çok da umursamadığımız ve korkutucu görünmeyen dijital pazarlama araçları iş bir ülkenin ve nesillerin kaderi söz konusu olunca çok daha önem arz eder hale geliyor. Herkes her ne kadar filli olarak sandık başlarını beklemek gerekiyor dese de (ki bu fikre tamamen katılıyorum) özellikle seçim öncesinde ekran başlarına da çok dikkat etmek gerekiyor.

FacebooktwitterpinterestlinkedinmailFacebooktwitterpinterestlinkedinmail

Bu yazı yorumlara kapalı.